KIRGIZİSTAN-TÜRKİYE MANAS ÜNİVERSİTESİ
Birçok dünya dilinde sözcük türü olarak fiil, biçimbilimsel açıdan en zengin sözcük türü olarak kabul edilir. Türkçe ve Rusçadaki fiillerin çeşitli leksik anlamları ile yan anlamlar paradigması ve gramer kategorilerinin çeşitliliği iki dilde de fiili diğer sözcük türlerinden ayıran özelliklerdir. Karşılaştırılan dillerde fiil, cümlenin yargı merkezi konumunda olup özne ile yüklem arasındaki ilişkileri yansıtır. Bunun yanı sıra fiilin gramer kategorileri aracılığıyla eylemin gerçekleştiği zaman, kişiyle olan ilişkisi, dile getirilen ifadenin gerçekliği veya tam tersi olduğu belirtir. Türkçe fiillerin yapısındaki biçimbirimler, büyük bir betimleyici potansiyele sahip olduğundan temel işlevleri dışında üslup açısından da önem taşır. Karşılaştırılan iki dilin tipolojik açıdan farklı olduğundan ve biçimbilimsel açıdan genellikle farklılık gösterdiğinden dolayı Türkçe ve Rusça fiil kelime şekillerinin tam olarak eşdeğer olması mümkün değildir. Bu sebeple karşılaştırmalı gramer araştırmaları Türkçe ile Rusça arasındaki iki dilde de gözlemlenebilen evrensel özelliklerin tespit edilmesinin yanı sıra daha çok dillerin yapısal ile anlamsal özelliklerini ortaya çıkarmaya ve biçimbilimsel ile üslup bilimsel açıdan farklılıkları görmeyi mümkün kılmaktadır.
Yapılan araştırmada Türkçe ve Rusçada kullanılan “mutlak zaman” paradigmasına giren ve eylemin geçmişte gerçekleştiğini bildiren biçimbirimlerin fiil kelime şekillerine kattıkları temel ile yan anlamların ve söz konusu anlamların Rusçada hangi biçimbirimler ile karşılandığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Betimsel analiz, veri toplama ve değerlendirme, dağılım analizi ile karşılaştırmalı analiz gibi bilimsel araştırma yöntemlerine başvurulan araştırmada Türkçe ve Rusçada yüklem işlevi üstlenen ve yapısında geçmiş zamanı bildiren biçimbirimler bulunan fiillerin Rusçadaki karşılıkları ile leksik anlamları ve sözdizimsel işlevleri büyük ölçüde örtüştüğü, ancak taşıdıkları anlamların Rusçada farklı fiil kelime şekilleriyle karşılanabildiği saptanmıştır.
Giresun Milli Eğitim Müdürlüğü
Bu çalışma, modern avangard sanat hareketlerinin burjuva toplumundaki yerleşik sanat kurumuna karşı geliştirdikleri köklü eleştiriyi ve sanatın toplumsal işlevine yönelik dönüşüm taleplerini kapsamlı bir biçimde incelemek ve tartışmak amacıyla yazılmıştır. Modernizmin mimesis (yansıtma) anlayışından kopuşuyla başlayan süreçte sanatın kendi iç ilkelerine yönelmesi, beraberinde estetik özerklik tartışmalarını getirmiştir. Ancak avangard hareketler, sanatın kendi araçlarını sorgulayan seçkinci bir alan olarak kalmasına itiraz ederek, sanatı toplumsal yaşamın etkin ve dönüştürücü bir parçası haline getirmeyi amaçlamışlardır. Bu bağlamda Fütürizm, Dadaizm, Konstrüktivizm ve Bauhaus gibi akımlar, sanatın hayat deneyiminden kopukluğunu besleyen seçkinci tutuma karşı cephe almış, sanatın müze ve galerilerin sınırlarından çıkarılarak gündelik hayatın yeniden inşasında bir "öncü" (avangard) rolü üstlenmesi gerektiğini savunmuşlardır. Çalışmada, avangardın bu devrimci niteliği Peter Bürger’in “Avangard Kuramı” ve Theodor W. Adorno’nun “estetik özerklik” üzerine geliştirdiği diyalektik düşünceler ekseninde ele alınmaktadır. Bürger’in sanatın "hayat pratiğiyle bütünleşmesi" düşüncesi ile Adorno’nun sanatın toplumsal gerçeklikten kopuşu aracılığıyla sunduğu eleştirel mesafe arasındaki ilişki, çalışmanın kuramsal omurgasını oluşturmaktadır. Makale, avangardın sanatı bir "meta" olmaktan çıkarıp bir "düşünme ve eylem biçimi"ne dönüştürme çabasını, özellikle savaş, yabancılaşma ve teknolojik devrimlerin yarattığı tarihsel travmalar üzerinden değerlendirmeyi amaçlamıştır. Kuramsal olarak avangard sanatı ve sunduğu yeni(likçi) bakış açılarını tartıştığımız bu makale, avangard sanatın nihai hedefinin sanatın ontolojik statüsünün değiştirilmesi olduğunu ortaya koymaktadır. Avangard sanatçılar ve düşünürler, sanatın özerk yapısını bozarak onu hayatın estetik ilkelerle yeniden üretildiği bir araç haline getirmeyi amaçlamışlardır. Bu yönüyle modern avangard, daha öncül akımlar gibi biçimsel bir yenilik getirmek yerine sanat ile siyaseti ve sanat ile yaşamı eşzamanlı bir bilinçle birleştiren bütünsel bir kültür felsefesi olarak tanımlanabilir.
Samtskhe-Javakheti State University
<p>Sözcüklerin söz türlerine ayrılması meselesi, dilbilimde uzun süredir tartışılan temel konulardan biridir. Bu bağlamda bazı araştırmacılar, klasik söz türleri sınıflandırmasının ötesine geçerek, ara konumda yer alan ve hem ad hem de fiil özellikleri sergileyen leksik-gramatik sınıfların varlığını kabul etmektedir. Bu tür yapılar genel olarak fiilimsi (isim-fiil) kategorisi altında değerlendirilmektedir. İngilizcede mastar (infinitive), söz konusu kategorinin önemli bir üyesi olarak dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, İngilizce mastarın morfolojik ve sözdizimsel özelliklerini bütüncül bir yaklaşımla incelemek ve bu birimin neden fiilimsi kategorisi içerisinde değerlendirildiğini açıklamaktır. Bu doğrultuda mastarın hem fiilsel hem de isimsel nitelikteki özellikleri analiz edilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda, mastarın morfolojik düzlemde yalnızca fiile özgü kategorileri (görünüş/aspekt, çatı ve zaman ilişkisi gibi) yansıttığı; buna karşılık İngilizcede isimlere özgü morfolojik kategorileri taşımadığı tespit edilmiştir. Bu bulgu, şu soruyu gündeme getirmektedir: İsimsel morfolojik kategorilerden yoksun olan bir yapı neden fiilimsi olarak sınıflandırılmaktadır? Bu sorunun yanıtı, mastarın sözdizimsel işlevleri dikkate alındığında daha açık bir biçimde ortaya konulabilmektedir. Nitekim mastar, cümle içerisinde üstlendiği işlevlere bağlı olarak özne, niteleyici (belirleyici), nesne, yüklem tamamlayıcısı, amaç zarf tümleci ve karmaşık nesne yapısının bir bileşeni olarak kullanılabilmektedir. Dolayısıyla mastarın sınıflandırılmasında belirleyici olan unsurun yalnızca morfolojik ölçütler olmadığı; sözdizimsel işlevlerin de bu süreçte önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede mastar, sahip olduğu karma nitelikler dolayısıyla İngilizcede fiilimsi kategorisi içerisinde değerlendirilmektedir. Teorik ve pratik değerler: Makale hem teorik hem de pratik değere sahiptir. Fiilin çekimsiz (birtakım) biçimleri üzerine yapılacak gelecek çalışmalara katkı sağlayacaktır. Pratik açıdan bakıldığında ise makale, hem ek materyal hem de teorik kaynaklardan biri olarak kullanılabilir. Aynı zamanda, mastarın cümle içindeki çeşitli sözdizimsel işlevlerinde kullanımıyla ilgili karşılaşılan zorlukların aşılmasına yardımcı olacaktır. AraştırmaYöntemi Bu çalışma, nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde yürütülmüş olup başlıca tarihsel-karşılaştırmalı ve betimleyici dilbilim yöntemlerinden yararlanılmıştır. Araştırmada kullanılan örnekler Oscar Wilde ve Harper Lee’nin eserlerinden seçilen örneklerden oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Morfolojik ve sözdizimsel özellikleri, fiilin kişisiz (çekimsiz) biçimi, mastar, “to” eki kullanılmayan mastar.</p>
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ
Bu araştırmanın amacı, halk eğitimi merkezlerinde görev yapan usta öğreticilerin öğretim becerilerine yönelik eğitim ihtiyaçlarını belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışma, usta öğreticilerin yetişkin eğitimi (andragoji), öğretim yöntem ve teknikleri, ölçme ve değerlendirme, iletişim, sınıf yönetimi ve eğitimde teknoloji kullanımı gibi alanlardaki yeterlik düzeylerini ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırma, Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığına bağlı halk eğitimi merkezlerinde görev yapan ve yetişkinlere yönelik kurslarda eğitim veren usta öğreticileri kapsamaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş ve olgubilim (fenomenoloji) deseni kullanılmıştır. Çalışma grubu, amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme tekniği ile belirlenmiş; en az üç yıl deneyime sahip 22 usta öğretici araştırmaya dahil edilmiştir. Veriler, katılımcılarla gerçekleştirilen görüşmeler aracılığıyla toplanmış ve içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular, usta öğreticilerin öğretim süreçlerini büyük ölçüde deneyimlerine dayalı olarak yürüttüklerini, ancak kuramsal bilgi ve sistematik uygulama açısından çeşitli eksiklikler yaşadıklarını göstermektedir. Özellikle öğrenci merkezli öğretim yaklaşımları, alternatif ölçme-değerlendirme yöntemleri, yetişkin öğrenme özelliklerinin dikkate alınması, iletişim, sınıf yönetimi ve teknoloji entegrasyonu alanlarında belirgin eğitim ihtiyaçlarının bulunduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular doğrultusunda, usta öğreticilerin mesleki gelişimlerini desteklemeye yönelik olarak geliştirilecek öğretim tasarımlarının söz konusu alanları kapsayacak biçimde yapılandırılmasının gerekli olduğu görülmektedir. Bu tür öğretim tasarımlarının, usta öğreticilerin öğretim becerilerinin geliştirilmesine ve öğretim süreçlerinin daha etkili ve sistematik bir şekilde yürütülmesine katkı sağlayacaktır.
Zeyyat Selimoğlu ve İlhan Tarus’un öykülerinde hayvan figürü geleneksel sembolik anlamlarının ötesine geçerek insanın varoluşsal sınırlarını zorlayan / görünür kılan kurucu unsurlar hâline gelir. Bu makalede, Zeyyat Selimoğlu’nun “Ayı” öyküsü ile İlhan Tarus’un “Karabaş ile Mahmud” öykülerinde insanın iki farklı varlıksal boyutunu imleyen “hayvanlaşma” (hayvan kimliğine bürünme) ve “hayvansılaşma” (insan biçiminde hayvan nitelikleri sergileme) olarak nitelediğimiz, bireyin bastırılmış dürtülerini, aidiyet ve kimlik arayışını, içsel kırılmalarını ve hayatta kalma biçimlerini hayvanlarla özdeşleştirilerek / özdeşleşerek açığa çıkaran, kurucu bir anlatı işlevini de üstlendiği ortaya konulmaktadır. Zeyyat Selimoğlu’nun öyküsünde bu hayvanlaşma süreci / olgusu, doğa koşullarına uyum, aidiyet sağlama, direnç kazanma, bedensel ve ruhsal savunma biçimleri ve varlığını sürdürebilme bağlamında deniz, gemi ve adlandırma ekseninde biçimlenir. İlhan Tarus’ta hayvansılaşma şeklinde ortaya çıkan nitelikler açlık, yokluk, kimlik kaybı, kokma ve vicdandır ve her biri toplumsal dışlanmanın yol açtığı çözülmeyi dışa vuran kurgulama işlevi görür. “Ayı” da hayvan karakter, bireyin bastırdığı güç ve direnme kapasitesini, kırılganlığını gizleyen bir zırh, “Karabaş ile Mahmud”ta ise bireyin içine hapsedildiği çaresizliğin göstergesi ve bireyin kuramadığı / kaybettiği iletişimin duygusal temsil alanına dönüşür. Makalede, insan ve hayvan arasındaki sınırların bulanıklaşması, toplumsal, mekânsal ve psikolojik koşullara göre yeniden biçimlenerek nasıl geçirgen bir yapıya dönüştüğü / dönüşebildiği gösterilmeye çalışılacaktır.
Yayın Tarihi 17 Sep 2015
pp. 11-33
Yayın Tarihi 30 Jun 2018
pp. 45-60
Yayın Tarihi 27 Jun 2023
pp. 73-99
Yayın Tarihi 22 Mar 2018
pp. 90-98